Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

vergi denetcisi

Vergi Denetimi tek catı da olmalı

maliye müfettişi görüşü

“G.İ.BAŞKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN İLE MALİYE BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI” HAKKINDAMALİYE MÜFETTİŞİ GÖRÜŞÜ

“G.İ.B. TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN İLE MAL.BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA K.H.K BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI” HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİMİZ

1) Tasarının Genel Gerekçesinde, vergi denetim birimlerinin gelişmiş ülkeler uygulamalarına paralel olarak yeniden yapılandırıldığı belirtilmektedir.

tasarıyla yapılan, gelişmiş ülkeler uygulamalarına tamamen terstir.

.....

Ayrıca, yukarıdaki önem kademelendirmesine paralel olarak, coğrafi yönden “mahallinde-bölgede-merkezde” olmak üzere yine üçlü bir kademelendirilmiş yapı görülmektedir. Bu coğrafi kademelendirme özellikle bizim gibi büyük ülkelerde daha belirgindir.

Ülkemizde, şu anki durumda küçük işletmeler için mahallinde (illerde) inceleme yapan vergi denetmenleri bulunmaktadır. Bunlar orta çaplı işletmeleri de denetlemektedirler. Bizde eksik olan, münhasıran orta ölçekli işletmeler için bölge merkezlerinde çalışacak vergi inceleme elemanlarının bulunmayışıdır. Ancak tasarıyla bu eksiklik giderilmemektedir.

2) Tasarının Genel Gerekçesinde, Mal.Bakanlığı ile G.İ:Bda ayrı ayrı unvanlar altında yürütülen vergi denetim hizmetlerinin, Maliye Müfettişi, Hesap Uzmanı ve Gelirler Kontrolörü unvanları kaldırılarak, Maliye Bakanlığında eşgüdüm ve işbirliği içinde yürütülecek şekilde konsolide edildiği belirtilmektedir.

Ancak, Maliye Teftiş Kurulu esas itibariyle bir vergi denetim birimi değildir, Maliye Müfettişleri de vergi inceleme elemanı olarak nitelendirilmemektedirler.

Bilindiği üzere vergi incelemesini düzenleyen temel Kanunlar 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 4709 sayılı Hesap Uzmanları Kurulu Kurulmasına Dair Kanun ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunudur.

5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 4/j maddesinde “belirlenen temel politikalar ve stratejiler doğrultusunda vergi inceleme ve denetimlerini gerçekleştirmek” Gelir İdaresi Başkanlığının görevleri arasında sayılmıştır. Başkanlık bu görevi iki birimi vasıtasıyla yerine getirmektedir. Bunlar, Denetim ve Uyum Yönetimi Daire Başkanlığı ile Gelirler Kontrolörleri Daire Başkanlığıdır. Denetim ve Uyum Yönetimi Daire Başkanlığı taşrada konumlanmış Vergi Denetmenlerinin vergi incelemelerini belirlerken, Gelirler Kontrolörleri Daire Başkanlığı da doğal olarak Gelirler Kontrolörlerinin yapacakları vergi incelemelerini tayin etmektedir.

Bu çerçevede ana görev tanımı vergi incelemesi olan 3 ayrı vergi denetim elemanından bahsedilebilir. Bunlar; Hesap Uzmanları, Gelirler Kontrolörleri ve Vergi Denetmenleri olup, bu birimlerdeki denetim elemanları aynı zamanda vergi inceleme elemanları olarak da nitelenirler.

Vergi Usul Kanununda vergi inceleme yetkisi verilen Maliye Müfettişleri ile Vergi Dairesi Müdürleri ise esas itibariyle vergi inceleme elemanı olmayıp, yaptıkları görevleri gereği vergi inceleme yetkisine haiz görevlilerdir. Bu nedenle, Maliye Teftiş Kurulu hiçbir zaman sadece bir vergi denetim birimi olarak görev icra etmemiş, Bakanlığın teftiş, soruşturma, genel inceleme ve araştırma birimi işlevi her zaman ön planda olmuştur.

3) Tasarının Genel Gerekçesinde, merkez denetim elemanlarının yeni vergi denetim biriminde kariyerlerine uygun olarak çalıştırılacakları belirtilmektedir.

Ancak, Maliye Müfettişlerinin kariyeri vergi incelemesi değildir.

Maliye Müfettişlerinin asıl işleri esas itibariyle teftiş, sonrasında ise tetkik ve tahkikattır. Vergi incelemesi burada tetkik işlevi içerisinde kısmi bir yer tutar. Diğer deyişle özel sektöre dönük bir iş olan vergi incelemesi, Maliye Teftiş Kurulunun iş hacmi içindeki payı %10’u geçmeyen ikincil bir iştir, kariyerin belirleyici unsuru değildir. Belirleyici unsur kamuya dönük bir iş olan teftiş, yani idarenin denetimdir.

4) Tasarının Genel Gerekçesinde, Maliye Bakanlığı ile Gelir İdaresi Başkanlığında ayrı ayrı yürütülen vergi denetim hizmetlerinin, Maliye Bakanlığında konsolide edildiği belirtilmektedir.

Ancak, bu tasarıyla vergi denetim hizmetleri Maliye Bakanlığında toplanmamakta, tam tersine halen Gelir İdaresi Başkanlığında toplanmış olan vergi denetim hizmetleri dağıtılmaktadır.

Halen, görev tanımları nedeniyle mesailerinin hemen tamamını vergi incelemesine ayırmak durumunda bulunan ve bu nedenle de vergi inceleme elemanı olarak da adlandırılan Hesap Uzmanı, Gelirler Kontrolörü ile Vergi Denetmenlerinin toplam sayıları 3410 (= 300+330+2780) olup bu elemanların, 3110’ u (=330+2780) ile vergi dairesi müdürlerinin tamamı Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı olarak görev yapmakta iken 300 Hesap Uzmanı ise Bakanlık bünyesinde görev üstlenmektedir. Buna göre halen, vergi dairesi müdürleri hariç, salt vergi incelemesi ile uğraşan elemanların % 91’ i (=3110/3410) zaten Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesindedir. Bu durumda, mevcut yapıda “vergi denetiminde çok başlılık bulunduğu” iddiasının geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.

Tasarı Gelirler Kontrolörlerinin, Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinden çıkarılarak Bakanlığa bağlanmasını öngörmektedir. Böylece Bakanlığa bağlı salt vergi incelemesi ile uğraşan elemanların sayısı 300’den 630’a çıkarılmakta, aynı zamanda Maliye Müfettişlerinin Bakanlığın merkez ile bağlı ve ilgili kuruluşlarına yönelik diğer tüm teftiş, denetim ve soruşturma yetkileri yok edilerek salt vergi inceleme elemanlarına dönüşümü sağlanmak suretiyle bu sayı 750’ye yükseltilmektedir. Bu değişiklik sonucunda toplam vergi inceleme elemanı sayısında sadece 120 kişilik bir artış meydana gelmiş olmakta, Bakana bağlı vergi inceleme elemanı sayısı 300’den 750’ye yükseltilmekte, 2780 Vergi Denetmeni Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde bırakılmaktadır. Bu değişimin oransal dağılımı ise, vergi inceleme elemanlarının % 21’i Bakanlıkta ve %79’u Gelir İdaresi Başkanlığında olacağını göstermektedir. Bu rakamlardan da görüleceği üzere, asıl tasarının kabulü halinde vergi incelemesi alanında parçalı bir yapı ortaya çıkmakta, esasen vergi ve vergi incelemesi uygulamalarının esas sorumlusu olan Gelir İdaresi Başkanlığının sahip olduğu denetim gücü % 91 den % 79’a düşürülerek zayıflatılmaktadır.

5) Tasarının Genel Gerekçesinde, G.İ.B'nın merkez ve taşra teşkilatının denetim boyutuyla yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç bulunduğu belirtilmektedir.

Ancak tasarı vergi denetim modelini değil, Maliye Bakanlığının denetim yapısını değiştirmektedir.

Tasarının Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının görevlerini belirleyen 4 üncü maddesi Başkanlığın görev alanını sadece vergi incelemesi ile sınırlandırmaktadır. Söz konusu maddede 14 bent halinde sayılan görevlerin tamamı vergi incelemesine yöneliktir ve tek bir bent halinde toplanması mümkündür. Kaldı ki, zaten Vergi usul Kanununun 134 ve takip eden maddelerinde ayrıntısıyla düzenlenmiş olan vergi inceleme yetkisinin bu tasarıda da düzenlenmesi gereksiz bir mükerrerlik doğurmaktadır.

Tasarı esasen sadece vergi incelemeleri konusunda yenilik içermeyen bir düzenleme getirmekte, buna karşılık Bakanlığın teftiş ve idari denetim yapısını ise tamamen çökertmektedir. Bir başka ifade ile bu tasarı, özü itibarıyla, Maliye Teftiş Kurulunu ortadan kaldırmak suretiyle “Maliye Bakanının” gelir idaresi de dahil olmak üzere merkez ve taşra birimleri üzerindeki denetimini kaldırmaktadır. Bu nedenle, tasarıyla vergi incelemesinde çok başlılık kaldırılıyor izlenimi verilmek istense de, temel teftiş ve soruşturma yetkisi yok edilmek suretiyle, aslında Maliye Bakanlığının genel denetim gücü açıkça zaafa uğratılmaktadır.

Halbuki, iyi bir vergi idaresi tasarımında, idarenin uygun yetkilerle donatılması yanında, bu yetkilerin hem devlet, hem de mükellef hukukunu gözeten bir anlayışla kullanılıp kullanılmadığını izleyecek, mükellefler tarafından vaki olacak ihbar ve şikâyetleri değerlendirecek bir “teftiş ve soruşturma” biriminin mevcudiyeti, denetim ihtiyacının “olmazsa olmaz” bir diğer boyutunu teşkil etmektedir. Bu ihtiyacın göz ardı edilmesi halinde, uzun vadede kaçınılmaz biçimde idarenin; “yozlaşması”, “etkinlikten uzaklaşması”, “mükellefler bakımından gönüllü uyum eğiliminin azalması” sonuçları ortaya çıkacaktır.

6) Tasarı T.C.Anayasası, 3046 Sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esaslarını Düzenleyen Temel Kanun ve 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile uyumlu değildir.

...........

Nitekim anılan madde içeriğine bakıldığında Maliye Müfettişlerinin görevleri sayılırken tamamen bu kapsamdaki hususlara yer verildiği görülmektedir.

Maddenin (a) bendinde genel, katma ve özel bütçeli dairelerle fonlar ve döner sermayeli kuruluşların (b) bendinde imtiyazlı şirketlerin (c) bendinde dernek vakıf ve sendikaların teftişine yer verilmiştir.

Dikkat edileceği üzere,

Maliye Müfettişlerinin görev ve yetkilerini düzenleyen Kanun maddesinin hiçbir yerinde vergi incelemesine yapılmış bir atıf yoktur. Maliye Müfettişlerinin bu konudaki yetkisi, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 135 inci maddesinde yer alan bir düzenlemeyle sağlanmaktadır.

Bakanlığın teftiş, denetim ve soruşturma yükümlülüğünü 129 yıldan beri aksatmadan yürütmekte olan Maliye Teftiş Kurulu, önemli yolsuzluk olaylarının incelenmesinde ve vergi dairesi teftişlerinde vergi inceleme yetkisini tamamlayıcı bir unsur olarak kullanmıştır. Tasarı ile Teftiş Kurulu açısından tali nitelikteki bu yetki ön plana çıkarılarak Maliye Teftiş Kurulu mensupları salt vergi inceleme elemanı olarak değerlendirilerek ortadan kaldırılmaktadır. Dolayısıyla, tasarlanan modelle Maliye Müfettişlerinin katılımı ile Bakanlığın sayısal olarak vergi inceleme kapasitesi kısmen artırılırken, Anayasa ve kanunların öngördüğü teftiş birimi yok edilmek suretiyle gerçekte Bakanlığın işleyişine ve idari yapısına çok daha büyük zarar verilmektedir.

Ayrıca sorun sadece bir Kanunlar arası uyumsuzluk sorunundan ibaret olmayıp, Bakanın merkez ve taşra teşkilatı üzerindeki denetim görev ve yetkisini kullanan Maliye Teftiş Kurulunun ortadan kaldırılması ile bir bütün halinde Maliye Bakanlığı ciddi risklerle karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu çelişkiyi gidermek için yapılması gereken Teftiş Kurulunun kaldırılması değil, zorunlu görülmesi halinde yeniden organize edilmesidir. Aksi takdirde, tasarı ile oluşturulan Vergi Denetim Kurulunun yetkilerinin sadece vergi incelemelerine dönük olduğu hususu da göz önünde bulundurulduğunda, Bakanlık bünyesinde yeni bir teftiş kurulu oluşturulmak zorunda kalınacaktır. Esasen bu çelişkili durum bile söz konusu tasarının niçin yasalaşmaması gerektiğine tek başına gerekçe teşkil etmektedir.


Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.

MALİYE MÜFETTİŞLERİ DERNEĞİ


Tarih: 10:05, 2/6/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Denetimlere eleştiri

Denetimlere eleştiri
 
Artan vergi denetimleri, tepki çekerken, iş dünyası, “Denetimler sıkıntıdaki esnafı daha da zorluyor” diyor. Maliye ise, uygulamanın Konya’ya özgü olmadığını belirtiyor
 
“SIKINTI DAHA DA ARTIYOR”
Maliye Bakanlığı’nın geçmişte ‘rızaen matrah artırımı’ olarak uygulamaya koyduğu ve şimdi de ‘gönüllü uyumluluk’ adı altında yürüttüğü vergi denetimleri tepkiye neden oldu. Mükellefler işlerin durgun olduğu dönemde artan denetimlerin sıkıntıyı daha da artırdığını belirterek, “Denetimler, zorla matrah artırımına dönüştü” değerlendirmesini yapıyor. Uygulamanın vergi barışını bozduğu ifade ediliyor.

“DENETİMLER EĞİTİCİ OLMALI”
Konya Ticaret Odası Başkanı ve TOBB Başkan Yardımcısı Hüseyin Üzülmez, vergi denetimlerinin eğitici ve hukuki olmadığını dile getirerek, vatandaşı Maliye’ye çağırıp ‘matrah artır’, ‘fazla göster’ demenin yanlış olduğunu vurguladı. Maliye’nin yasal olmayan yollara başvurmamasını isteyen Üzülmez, denetimlerde kayıt dışını ve mükellefi kayıt altına alma noktasında eğitici olunması gerektiğini söyledi.

“MÜKELLEFLERİN SIKINTILARI DAHA DA ARTTI”
Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Konya Şube Başkanı Ahmet İçyer de, yeni işe başlamış iş hacmi olmayan firmalardan dahi belirli matrahlar istendiğini dile getirdi. Vergi Dairesi’nin mükelleflerin ortağı konumunda olduğunu da belirten Ahmet İçyer, “Bu ortaklıkta, ortaklar hem işletmeleri hem de birbirlerini iyi anlamalılar” dedi. Vergi uzmanları ise, denetimlerin herhangi bir ille sınırlı olmadığını kaydetti.

Matrah tartışması

Maliye’nin ‘gönüllü uyumluluk’ adı altında denetimleri artırması çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. Vergi barışının bozulmaması istenirken, vergi uzmanları geçmişe dönük fatura kesilmesinin söz konusu olmadığını belirtiyor

Maliye Bakanlığı’nın geçmişte ‘rızaen matrah artırımı’ olarak uygulamaya koyduğu ve şimdi de gönüllü uyumluluk olarak ifade ettiği vergi denetim uygulamaları mükellefin tepkisine neden oluyor. Mükellefler işlerin durgun olduğu dönemde artan denetimlerin sıkıntıyı daha da artırdığını savunuyor. Denetimlerin ‘zorla matrah artırımına’ dönüştürüldüğüne işaret eden mükellefler, uygulamanın vergi barışını bozduğuna işaret ediyor.
“DENETİMLER EĞİTİCİ VE HUKUKİ OLMALI”
Konuyla ilgili olarak değerlendirme yapan Konya Ticaret Odası Başkanı ve TOBB Başkan Yardımcısı Hüseyin Üzülmez, mükellefle Maliye Bakanlığı arasında başlatılan vergi barışının bozulmamasından yana olduklarını söyledi. Ancak yapılan vergi denetimlerinin eğitici ve hukuki olmadığına işaret eden Hüseyin Üzülmez, yapılanların vergi barışını bozacağı uyarısında bulundu.
Maliye’nin, vatandaşın vergi kaçırdığı kanaatine sahipse inceleme yapıp ceza kesebileceğini aktaran Hüseyin Üzülmez, vatandaşı Maliye’ye çağırıp ‘matrah artır’, ‘fazla göster’ demenin yanlış olduğunu vurguladı. Hüseyin Üzülmez, Maliye’nin yasal olmayan yollara başvurmamasını istedi ve buna karşı olduklarını söyledi.
Vergi denetimlerde iki temel amacın olduğunu kaydeden Üzülmez, bunların kayıt dışını kayıt altına almak ve mükellefi kayıt altına alma noktasında eğitici olmak olduğuna dikkat çekti.
“MÜKELLEFLERİN SIKINTILARI DAHA DA ARTTI”
Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Konya Şube Başkanı Ahmet İçyer de, vergi denetimleri yüzünden mükellefin sıkıntılı olduğunu yineledi. Ahmet İçyer, denetimleri kast ederek 3 yıldır aynı şeyin yapıldığını, geçmişte ‘rızaen matrah artırımı’ olan ve şimdi ‘gönüllü uyumluluk’ olarak ifade edilen denetimlerin tehditle matrah artırımına dönüştürüldüğünü söyledi.
Vergi denetimlerinde yaşanan sıkıntıları da gözler önüne seren Ahmet İçyer, yeni işe başlamış iş hacmi olmayan firmalardan dahi belirli matrahlar istendiğine vurgu yaptı. İçyer, bu durumda mükelleflerin gidip kendi durumlarını Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğüne izah etmelerini istedi. İçyer, “Yeni kurulmuş olanların, zarar edenlerin, herhangi bir cirosu olmayanların ve düşük satışları olan firmaların bu grup müdürlüğüne kendini anlatması gerekir” dedi. Bu arada çok büyük cirolar yaptığı halde düşük matrahlar beyan edenlerin de bunun sebebini açıklayacak makul cevaplar bulmak zorunda olduğuna işaret eden İçyer, değilse Maliye’nin geçtiğimiz yıllarda da uyguladığı interaktif denetimlerle karşı karşıya kalınacağı uyarısında bulundu. İçyer, ayrıca şu an banka hesaplarında para dolaşımlarının Maliye tarafından kontrol edildiğini, hesapta dolaşan parayı işyerleri ile ilişkilendirerek kişilerden hesap sorulduğunu kaydetti.
Vergi Dairesi’nin mükelleflerin ortağı konumunda olduğunu da belirten Ahmet İçyer, “Bu ortaklıkta, ortaklar hem işletmeleri hem de birbirlerini iyi anlamalılar. Vergi Dairesi bunu düşünmeli” değerlendirmesini yaptı. İçyer, firmalarsa kayıt düzeni içerisinde kalmaya özen göstermesini isteyerek, “Çünkü kayıt düzeni içerisinde kalmayan kişiler diğer firmalara karşı haksız rekabet uygulamış oluyorlar” dedi.
“DENETİMLER KONYA’YA ÖZGÜ DEĞİL”
Öte yandan vergi uzmanları, denetimlerle geçmişe yönelik fatura kestirilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vergi Dairesi’nin denetimlerde geçmişe yönelik hatalı beyanların düzeltilmesini istediğini kaydeden uzmanlar, “Geçmişe dönük fatura düzeltilmesi teknik olarak mümkün değil. Ama mükellefin o dönemde işi yaptığı dönemdeki gelir beyanı ve kurumlar beyanını düzeltmesini tavsiye ediliyor” dedi. Mükelleflerin bir kısmına yanlış yönlendirmelerle ‘geçmişe yönelik fatura kesin’ denildiğini kaydeden uzmanlar, mevzuatın böyle bir yola başvurmadan beyanı düzeltme imkânı sağladığını dile getirdi. Vergi uzmanları, denetimlerin 3 yıl önce Ankara’da başladığını ve Türkiye geneline yayıldığını kaydederek, “Konya’ya özgü bir durum yok” yorumunu yaptı.

bakan ayarı


Maliye Bakanı, bürokratların basın organlarıyla temas etmesini yasakladıMaliye Bakanı Kemal Unakıtan, Bakanlık bürokratlarının kendi yetki alanlarına giren konularda bile yorum ya da değerlendirme yapmasını sevmiyor. Bu nedenle Maliye Bakanlığı’nda yürüyen çalışmalarla ilgili birçok gelişme kamuoyuna “İ

smini vermek istemeyen bir Maliye yetkilisi” ya da “Üst düzey bir Maliye bürokratı” ifadeleriyle yansıyor. Ancak bu formülle by-pas edilmekten pek de hoşlanmayan Bakan Unakıtan, birkaç haftadır bakanlık çalışmalarıyla ilgili kamuoyuna yansıyan haberler üzerine çareyi “Sus Genelgesi” çıkarmakta buldu. Unakıtan yayınladığı iç genelgeyle, bürokratların basın organlarıyla temas etmesini, bilgi, belge vermelerini yasakladı. Genelgede, “bazı personelin Bakan’ın izni olmaksızın basına kamu görevlerine ilişkin bilgi verdiği” belirtilerek, bürokratların basınla temas etmesinin mevzuata da aykırı olduğu vurgulandı. Bakan Unakıtan, 2004 yılında da benzeri bir genelgeyle bürokratlarına konuşmayı yasaklamıştı. Bakanlık koridorlarında bahsedildiği şekliyle Bakan Unakıtan, bürokratlarına yine bir “ayar” vermiş oldu.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ve HÜKÜMETİMİZE DUYURU

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ve HÜKÜMETİMİZE DUYURU

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ve HÜKÜMETİMİZE DUYURU

Hükümet Sözcüsü, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil ÇİÇEK, 7 Nisan 2008 Tarihli Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası yaptığı basın açıklamasında özetle;

“Mevcut durumda vergi denetimlerinin dört ayrı birim tarafından yapıldığını belirterek, vergi gelirlerinin artırılması, vergi denetiminde etkinlik ve uygulama birliğinin sağlanması, denetim elemanlarının eş güdüm ve işbirliği içinde çalışmalarını sürdürebilmesi amacıyla, maliye müfettişliği, hesap uzmanlığı, gelirler kontrolörlüğü ve vergi denetmenliği unvanlarının kaldırılıp bunların ‘Vergi Denetçisi’ unvanı altında birleştirildiğine ilişkin tasarının Bakanlar Kurulunda imzaya açıldığını” ifade etmiştir.

Ancak, TBMM’ye sevk edilen mevcut tasarıda hükümetin açıklamalarının aksine, tek çatı altında bir denetim yapısı yerine ikili bir yapı öngörülmektedir. Bu tasarı ile gerek bilgi ve donanım gerekse sayısal bakımdan denetim gücünün büyük çoğunluğunu oluşturan ve vergi incelemelerinin yüzde doksanını gerçekleştiren 2 bin 779 vergi denetmeni söz konusu çatının dışında bırakılmış ve bu durum vergi denetmenleri camiasında büyük bir hayal kırıklığına neden olmuştur.

Tasarıyla oluşturulmak istenen yapının, Sayın Başbakanımızın da rahatsızlığını defalarca dile getirdiği mevcut yapısal sorunları çözemeyeceği düşünülmektedir.

Bu nedenlerle, Sayın Cemil ÇİÇEK’in açıklamalarında belirtilen yapılanmanın oluşturulabilmesi için tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu ile Genel Kurulda görüşülmesi sırasında, kamuoyunda yaratılan beklentilere ve Avrupa Birliği normlarına uygun, vergi denetiminde etkinlik ve verimliliği sağlayacak şekilde, Maliye’deki dört denetim biriminin aynı unvan altında birleştirilmesi amacıyla yeniden düzenleneceğini umuyor ve saygılar sunuyoruz.

vergidenetcisi .blogcu.com

GÜNDEMİ / Akif Akarca

akif.akarca@alfaymm.com

Dr.Mehmet Şafak

mehmet.safak@alfaymm.com

 

Devlet bütçe gelirleri son yıllarda Türkiye GSMH'sinin 1/3'ü büyüklüğüne ulaşmıştır. Bütçe gelirlerinin büyük bir kısmı da vergi gelirleridir. Vergi sistemimizde bilindiği gibi vergiler mükelleflerin üzerinden vergi hesaplanacak gelirlerini-vergi matrahlarını kendilerinin belirleyip beyan etmeleri esasına dayanır. Bu durum beraberinde, mükellef beyanlarının doğruluğunun incelenmesini, araştırması gereğini getirir.

Vergi Usul Kanunu'nun 134. maddesinde, vergi incelemesinden maksadın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğu belirtilmiştir. Buna göre vergi incelemesi, mükellefin ödediği verginin defter, hesap, kayıt ve belgeler ile gerekli olduğunda yapılacak envanter ve araştırmalardan elde edilecek bulguların uygunluğunun incelenmesi ve doğruluğunun saptanmasıdır.

Vergi incelemelerinin işleyiş prosedürü ile ilgili açıklamalarımıza DÜNYA Gazetesi'nin 13.12.2007 tarihli sayısında yer verilmişti. Bu yazımızda vergi denetimini yapmaya yetkili kuruluşlarla ilgili açıklamalara yer vereceğiz. Bu çerçevede etkili bir vergi denetimi için gerekli hususlara da değineceğiz.

Vergi incelemesine kimler yetkilidir?

Hesap uzmanları ve yardımcıları Maliye müfettişleri ve yardımcıları

Vergi dairesi başkanları /defterdarlar Gelirler kontrolörleri ve stajyer gelirler kontrolörleri

Vergi denetmenleri ve yardımcıları Gelir İdaresi Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında müdür kadrolarında görev yapanlar

Vergi dairesi müdürleri

Vergi incelemesi yapmaya yetkililer tabloda görüldüğü üzere çok sayıda olmakla beraber vergi denetimi esas itibariyle Hesap Uzmanları Kurulu, Maliye müfettişleri gelirler kontrolörleri ve vergi denetmenlerince yapılmaktadır.

Vergi Denetimi ve Hesap Uzmanları Kurulu

Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu 29/05/1945 tarih ve 4709 sayılı Kanun'la, Türkiye Cumhuriyeti'nin gelişmiş ülkelerde mevcut, modern vergi sistemine geçişin ilk aşamasında kurulmuştur. Kuruluş Kanunu'nda temel kuruluş amacı vergi denetimi olarak belirlenmiştir. Bu görev yanında Türk Parası Kıymetini Koruma Kanununda olduğu gibi ekonomik denetim görevleri de verilmiştir.

Vergi Usul Kanunu'nun 135.maddesinde de "Vergi incelemesi; hesap uzmanları, hesap uzman yardımcıları, ilin en büyük mal memuru, vergi denetmenleri ve vergi denetmen yardımcıları veya vergi dairesi müdürleri tarafından yapılır." denilerek vergi inceleme görevi birinci derecede hesap uzmanlarına verilmiştir.

Kuruluşundan buyana geçen 62 yılda Hesap Uzmanları Kurulu vergi denetimini gerçekleştiren önemli bir kuruluş olmuştur. Denetim görevini başarı ile yürütmüştür.

Kurul, vergi incelemesi yanında vergi teorisi ve uygulaması alanında, ekonomik konularda bir çok araştırmaların yapılmasını sağlamıştır. Daha önemlisi, 1950,1960 ve 1980 yıllarda ortaya koyduğu çalışmalarla Türk vergi sisteminin çağdaş düzeyde yapılanmasında önemli görevler üstlenmiştir. Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde vergi mevzuatımızın uyumlaştırılmasında Gelir İdaresi Başkanlığı ve Vergi Konseyi'nin çalışmalarına yetiştirdiği kamu ve özel kesimde görev yapan mensupları ile katkıları devam etmektedir.

Maliye müfettişleri ve gelirler kontrolörleri

Maliye Bakanlığı teşkilatının teftişini yürüten, kamu harcamaları denetimi yapan Maliye müfettişleri ile Gelir İdaresi teftişini gerçekleştiren gelirler kontrolörleri de vergi inceleme yetkisine sahiptir. Vergi Usul Kanunu yukarıda anılan 134.maddesine göre "Maliye müfettişleri, Maliye müfettiş muavinleri, gelirler kontrolörleri ve stajyer gelirler kontrolörleri, Gelir İdaresi Başkanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatında müdür kadrolarında görev yapanlar herhal ve takdirde vergi inceleme yetkisini haizdir."

Türkiye'nin en eski denetim kurulu 1879 yılında kurulan Maliye Teftiş Kuruludur. Maliye müfettişleri ve hesap uzmanları doğrudan Maliye Bakanı'na bağlıdır. Bu durum kurulların siyasi baskılara maruz kalma riskini artırdığı görüşü ileri sürülebilmektedir. Ancak bu iki kuruluşta kamu oyunca da iyi bilinen objektif çalışma anlayışı ve kurumsal kültür hakimdir.

Başta hesap uzmanları, maliye müfettişleri ve gelirler kontrolörleri olmak üzere tüm inceleme elemanları denetim ve yayın çalışmaları ile vergi kültürünün yerleşmesinde ve mükelleflerde vergi bilincinin oluşmasında önemli rol oynamışlardır.

Vergi denetim kadroları

Mayıs 2007 tarihi itibariyle denetim elemanı sayısı 3573 olup ayrıntılı kadro bilgileri tabloda görülebilir.

Bakana bağlı Toplam Sayı %Pay

- Maliye Müfettişi 114 3,2

- Hesap Uzmanı 289 8,0

Gelir İdaresi Başkalığına bağlı

(Merkezi )

Gelirler kontrolörleri 338 9,5

Mahalli (Vergi Dairesi Başkanlığı)

Vergi denetmeni

2.832

79,3

Toplam 3.573 100

Denetimin önemi

Bir vergi sisteminin başarısı, ekonomik ve sosyal koşullara uygun vergi yasalarının bulunmasına, vergi idaresinin işleyişindeki mükemmelliğe ve yeterli ve etkin vergi denetimine bağlıdır. Mükelleflerin gönüllü beyanını esas alan vergi sistemlerinde denetim bu faktörlerden en önemlisidir. Öte yandan, denetim oluşturulan sistemin işlemesini güvence altına alarak bozulmasını önler. Maliye politikalarının uygulanmasına da katkı sağlar.

Denetimin etkinliği ve denetim birimlerinin yeniden yapılandırılması

Sayıları 2007 Mayıs ayı itibarıyla 3573 olan denetim kadrosu ile verilen beyannamelerin %2-3'ü incelenmekte incelemelerde ciddi vergi kayıpları olduğu ortaya çıkarılmaktadır. Ancak vergi kayıp ve kaçağı önemli ölçüde azaltılamamıştır. Ekonomideki kayıt dışılık da GSMH'na oranla %30-40 civarında olan varlığını korumaktadır.

Vergi incelemesinin dört ayrı denetim birimi tarafından yürütülmesi ve zaman zaman birimler arası çekişmelerin görülmesinin enerji ve zaman kaybına neden olduğu; bu birimlerin birleştirilmesi yada yeni bir yapılanmaya tabi tutulması gerektiği ifade edilmektedir. Batı ülkelerindeki, özellikle ABD'deki denetim yapılanmasının farklı olması nedeniyle bu görüşler güç kazanmaktadır.

Ancak vergi inceleme birimleri arasındaki ilişkiyi çekişmeden çok yarışma olarak nitelemek daha doğru olacaktır. Bunun vergi incelemelerinin sayısına ve kalitesine etkisinin olumsuz değil, olumlu olduğunu kabul etmek kanımızca, daha doğrudur. Birimler arası ektili bir koordinasyon ve aşağıdaki konularda gerçekleştirilecek iyileşmeler birimleri yeniden yapılandırmaktan daha yararlı olacaktır. Koordinasyon yanında yapılandırmanın da yararlı olacağı görüşüne varılırsa denetim birimlerinin bu güne kadar ülkemize katkıları ve denetim elemanlarının yetenekli iyi yetişmiş olduğu unutulmamalıdır.

Etkin bir vergi denetimi için önlemler

Vergi kayıp ve kaçağını önleyecek etkin bir vergi denetimini gerçekleştirebilmek için aşağıdaki önlemlerin alınması büyük önem taşır.

- Vergisel olayları tek tek tespit etmeye yönelik çok eleman ve zaman gerektiren yöntemlerin yerine daha hızlı ve etkin sorgulayabilen bir vergi güvenlik müessesesi ihdas edilmelidir .

-Türk vergi sisteminde mal hareketinin denetimine önem verilmiştir. Bu anlayış belge düzeninin yerleştirilmesi açısından olumlu sonuç vermiştir. Ancak mal hareketlerini izlemek zaman ve eleman yetersizliği sorununu ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde globalleşmenin etkisiyle hizmet sektörü de gelişmektedir. Her ekonomik faaliyet parasal değere dönüştüğü için nakit akımını kontrol etmek/izlemekle vergiyi doğuran olayı belirlemek mümkün olmaktadır. Bu nedenle ekonomik işleyişin izlenmesi kayıt dışılığın önlenerek mali/vergi sisteminin olumlu sonuç vermesi için nakit hareketlerini kamunun denetleyebileceği genel bir düzenleme yapılmalı, banka ve diğer finansal kesimdeki nakit hareketleri şeffaflaştırılarak belli büyüklüğün üzerindeki tüm parasal işlemlerin banka sistemi aracılığı ile yapılması önemli katkı sağlar..

-Vergisel yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve denetimde etkinliğin sağlanması açısından vergi suç ve cezalarının yasalarla çok iyi tanımlanması, yorum gerektirmeyecek belirlilikte olması ve vergi kaçırmanın topluma karşı işlenmiş diğer suçlar gibi ele alınıp ödünsüz uygulanması gerçekleştirilmelidir.

-Denetim elemanlarının vergi incelemeleri için gerekli bilgiye ulaşmaları kolaylaştırılmalıdır. Bankalar, Noterler, Gümrük ve Tapu İdareleri gibi çeşitli bilgi kaynaklarından toplanan bilgilerin işlendiği ve kullanıma hazır tutulduğu bir veri tabanı incelemelere önemli katkı sağlar.

- Vergi denetim birimlerinin görev yetki ve sorumluluk alanları belirlenerek eşgüdüm sağlanmalıdır. Ayrıca, her denetim birimi kendi içinde işin niteliğine göre uzlaşmaya gitmelidir. Ekonomideki tüm faaliyetleri kavrayacak şekilde iş kolları (sektörler) itibariyle uzmanlaşmaya gidilmesi, denetlemeye konu faaliyet alanı tüm boyutlarıyla öğrenileceği için zaman kaybı önlenerek daha fazla işletmenin sağlıklı incelenmesi gerçekleştirilebilir.

-Ekonomik gelişmeye paralel olarak denetlenmesi gereken firma sayısı artmış, işletmeler büyümüş ve firmalar işlemlerini bilgisayar teknolojisi yardımıyla yürütmeye başlamışlardır. İdare ve vergi denetim birimleri özel kesimdeki bu gelişme ve dinamizmi yakalayamamıştır.

-Özenle seçilen ve lisansüstü eğitime eş düzeyde bir programla mesleki konularda yetiştirilen vergi denetim elemanları, devlet memuru olarak kalmak zorunda olmayan ve başka çalışma seçenekleri bulunan kişilerdir. Bu elemanlardan kamunun yeterince yararlanabilmesi ve erozyonun önlenebilmesi için özlük haklarının düzeltilmesi, turne dönemlerindeki gündelik ve gider karşılıklarının gerçekçi biçimde belirlenmesi yerinde olur.

-Denetim elemanlarının sayısı artırılmalıdır.



Tarih: 21:20, 27/1/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

maliyede tek catı

Maliye'de Tek Çatı Tartışmaları

Maliye'de Tek Çatı Tartışmaları

Gelir İdaresinin ve Vergi Denetim Birimlerinin Yeniden Yapılandırılması Hakkında Mevcut Durum, Yaşanan Sorunlar ve Öneriler


18 Ocak 2008 09:07

font boyutu küçülsün büyüsün


Genelde kamu ekonomisinin, özelde Maliye Bakanlığı’nın önemli ve de hassas uğraşılarından birisi vergi sistemi ve bu sistemin işlerliğidir. Türkiye’nin ekonomi tarihine baktığımızda, yıllar yılı vergi sistemi üzerinde uğraşılmış, çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılmış ancak genelde çözüm olarak sunulan sistemler yeni karmaşalar ve etkinsizlikler doğurmuştur.

 

 

 

 

Son günlerde Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nı ve vergi denetim birimlerini kapsayan yeniden yapılandırma önerileri basında yer almakta, radikal söylemler ortaya atılmaktadır. Yazımızda, konunun çok kısa bir geçmişi ve mevcut durumun analizinin ardından, bir yapılandırma söz konusu olacaksa bu yapılandırma ile ilgili görüşlerimiz yer almaktadır.

 

 

 

 

Vergi Sisteminde Mevcut Durum

 

 

 

 

Maliye Bakanlığı’nda Gelirler Genel Müdürlüğü olarak yapılanmış olan vergi toplama ve uygulama birimi, 5345 sayılı yasa ile Gelir İdaresi Başkanlığı olarak bağlı (ve teorik olarak daha özerk) bir kurum haline getirilmişti. Gelir İdaresi Başkanlığı, bünyesinde vergi denetimi ile ilgili olarak Vergi Denetmenleri ve Gelirler Kontrolörleri gibi iki grup insan kaynağını barındırmaktaydı. Yeniden yapılandırma ile bu durum korunmuş, Gelirler Kontrolörleri bir daire başkanlığı altında merkezi denetim birimi olarak (Ankara, İstanbul, İzmir) örgütlenmiş, vergi denetmenleri ise, 29 ilde kurulan Vergi Dairesi Başkanlıkları bünyesinde, bölgesel denetim elemanları olarak örgütlenmiştiler.

 

 

 

 

Buraya kadar herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Ancak, vergi denetimi ile ilgili uzmanlık birimi olan Hesap Uzmanları Kurulu –ki vergi denetiminin hatırı sayılır bir kısmını da bu kurul gerçekleştirmektedir- Maliye Bakanı’na doğrudan bağlı olarak Gelir İdaresi bünyesinin dışında kalmıştır. Yine, Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun da vergi denetimi yetkisini haiz olması ve bu Kurul’un da Maliye Bakanlığı merkez örgütlenmesi içinde Maliye Bakanı’na bağlı olması, denetimde üç –hatta vergi denetmenlerini de saydığımızda dört- başlılık gibi bir görüntü oluşturmaktadır.

 

 

 

 

Mevcut Durumun Doğurduğu Sorunlar

 

 

 

 

Mevcut durumun doğurduğu sorunlarla ilgili olarak IMF’nin somut çalışmaları bulunmaktadır. Aslında IMF’nin vergi denetimi ve yapılanması hakkında, 1980’lerden bu yana önerileri olmuş, bu önerilerin –uyulması mecburi tavsiyelerin- sertlik dozu Kemal Derviş’in bakanlığı zamanında artmış ve günümüze geldiğimizde belirsiz bir hal almıştır. Son olarak IMF’den bir heyet, Eski Gelir İdaresi Başkanı Osman Arıoğlu tarafından davet edilmiş ve Haziran-2007 tarihinde yeni bir rapor ortaya çıkmıştır. Raporda vergi denetimi ve sistemi hakkında dikkat çekici tavsiyeler ve tespitler yapılmıştır. Bunların başlıcaları:

 

 

 

 

  • Vergi denetiminde çok başlılık vardır.

     

  • İnsan kaynakları büyük bir etkinsizlik içindedir.

     

  • İnceleme sonuçları ile ilgili istatistiki bilgi yetersizdir.

     

  • Vergi denetim elemanları başka görevlere dağıtılmış ve denetim işi yapmamaktadırlar.

     

  • Vergi denetim birimleri Gelir İdaresi Başkanlığı’nda toplanmalıdır.

     

  • Maliye Müfettişleri, kara para araştırmaları ve benzeri suçlarla ilgili bir birim olmalıdır.

     

  • Hesap Uzmanları Büyük Mükelleflerle İlgilenen İhtisas denetim birimi olmalıdır.

     

  • Gelirler Kontrolörleri vergi dairesi başkanlıklarına dağıtılmalıdır.

     

 

 

Yukarıdaki önerileri incelediğimizde, vergi denetimi yapan birimlerin bir elden kontrol edilmesi, (hiyerarşik açıdan tek merkeze bağlanması) önerisi ön plana çıkarken, bu birimlerin birleştirilmesi gibi bir öneri YER ALMAMAKTADIR. Bununla birlikte, basında bu birimlerin birleştirileceği gibi haberler yer almakta, bu da konudan az çok anlayan insanlar tarafından garip karşılanmaktadır.

 

 

 

 

Yeni Yapılandırmaya İlişkin Öneriler:

 

 

 

 

IMF’nin raporunda tespit ettiğini ileri sürdüğü sorunların varlığı veya yokluğu ya da bu sorunların derinliği ayrı tartışmaların konusudur. Ancak, katıldığımız bir görüş şudur ki, vergi denetim birimleri arasında bir koordinasyonsuzluk, etkinsizlik ve bazen kamu için zararlı da olabilen bir rekabet söz konusu olabilmektedir. Konuyla ilgili olarak da önerimiz, VERGİ DENETİM BİRİMLERİNİN BAĞIMSIZ YAPILARI MUHAFAZA EDİLEREK GÜNCELLEŞTİRMESİ VE GELİŞTİRMESİ, BUNUNLA BİRLİKTE BU BİRİMLERİN GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI ALTINDA TOPLANMASI, ANCAK GELİR İDARESİNİN SPK BENZERİ DAHA DA ÖZGÜR BİR KURUM HALİNE GETİRİLMESİDİR.

 

 

 

 

Maliye Teftiş Kurulu’nun öncelikle bakanlık teftiş birimi olması nedeniyle, varlığı 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu ile sorgulanmaya başlamıştı. Mevcut yapıda bu birimin sahip olduğu vergi inceleme yetkisinin, bir çok başlılığı doğurduğu açıktır. Ancak bu sorun, bu birimin vergi denetim birimlerinden biriyle birleştirilmesi ve vergi incelemesi dışındaki diğer yetkilerinin alınması yahut vergi inceleme yetkilerinin alınması ve iç denetim birimi haline getirilmesi ile çözülebilir.

 

 

 

 

Hesap Uzmanları Kurulu, Gelir İdaresi Başkanlığı’na şu anki yapısı ile devredilebilir. Hatta bu birimin başkanı, Gelir İdaresinde bir başkan yardımcısı kadrosunu da işgal edebilir. Ancak bu kurumun, Gelirler Kontrolörleri veya (basında çıktığı şekliyle) vergi denetmenleri ile birleştirilmesi ve tüm denetim elemanlarının aynı unvana sahip olması ne ülke gerçekleri ile uygundur ne de pragmatik ve akılcı bir yaklaşıma uygundur.

 

 

 

 

Örneğin, Türkiye’nin en yüksek cirolu holdingini inceleyen bir denetim elemanı ile, orta düzey bir KOBİ’yi inceleyen eleman, yahut mahallemizdeki tekel bayisini inceleyen inceleme elemanının aynı eğitim ve donanıma sahip bir kişi olabileceğini iddia etmek ne kadar saçma ise, bu denetim birimlerini bir araya getirip tek bir denetim ordusu yapmak da bu derece saçmalıktır.

 

 

 

 

Denetim birimlerinin kendi aralarında farklı büyüklükteki veya farklı sektörlerdeki firmalar bazında hiyerarşik ve/veya fonksiyonel bir yapılanmaya gitmeleri bütün batı ülkelerinde de gördüğümüz akılcı bir çözümdür. Ülkemizdeki sıkıntı bu farklı seviyelerdeki firmaları denetleyen birimlerin farklı ellerden koordine edilmeleridir. Bu nedenle, bu birimlerin kendilerine has yapılarını muhafaza ederek ve günümüz koşullarına göre geliştirerek Gelir İdaresi Başkanlığı’na toplamak en akıllıca çözümdür. Ancak bu yapılırken, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın özerkliği sağlanmalı, başkanın karar verirken bağımsızlığı sağlanmalı, siyasi iradenin baskısından uzak olması sorunu halledilmelidir. Bu durumda önerebileceğimiz çözüm de Gelir İdaresi Başkanlığı’nın SPK benzeri bir örgüt haline getirilmesi olacaktır. Bu çözüm, başkanlıkta nitelikli personelin istihdamını da kolaylaştıracaktır.

 

 

 

 

Önerimizi temellendirdiğimiz görüşlerimiz şunlardır:

 

 

 

 

1)     Mevcut yapısı itibariyle Gelir İdaresi Başkanlığı bağımsızlığını henüz kazanamamış ve bu durum yapının etkinliğini zedelemektedir.

 

 

2)     Hesap Uzmanları Kurulu, büyük mükellefleri odaklayan bir ihtisas denetim birimi haline getirilmelidir. Bu kurumun personel yapısı güçlendirilmelidir. Zaten pratikte de bu Kurul en yüksek cirolu 5000 mükellefin inceleme ve denetimi ile uğraşmaktadır. Ancak incelenen mükelleflerin bütün işlemleri aynı zamanda Gelir İdaresi gözetimindedir ve aslında Hesap Uzmanları, “komşunun bahçesindeki ağaçların” budanması işiyle uğraşmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı’nda görevli bir çok Hesap Uzmanı olmasına rağmen, şu anda dahi Hesap Uzmanları incelemeler sırasında iki başlılık nedeniyle sorunlar yaşamakta, yazışmalar aylar sürmekte, incelemeler bitmemektedir.

 

 

3)     Gelirler Kontrolörlerinin şu anki yapısının korunup korunmayacağı tartışılabilir. IMF bu birimdeki personelin vergi dairesi başkanlıklarına dağıtılmasını önermiştir. Bu kurumda da yer alan iyi yetişmiş personelin Gelir İdaresi’nde değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak Merkezde Hesap Uzmanları’nın yer alması, IMF’nin önerisinin uygulanabilirliğini kuvvetlendirmektedir.

 

 

4)     Vergi denetmenleri taşrada denetim yapan, Maliye bürokrasisinin bir nevi astsubaylarıdır. Bu denetim elemanlarının yetiştirilmesi ve insan kaynakları konusunda ciddi sıkıntılar mevcuttur. Bu birimin de etkinleştirilmesi gerekmektedir. Ancak şu anki yapılarını geliştirirken, fonksiyonlarını da artırmak gerekmektedir.

 

 

5)     Sözü edilen üç denetim birimi arasında başarı ve liyakate dayalı bir geçiş sistemi tesis edilebilir. Yurtdışı örneklerine baktığımızda bu geçiş imkanının sağlandığı görülmektedir. Bu kurumdaki bireylerin (özellikle hiyerarşik olarak alt kademede diyebileceğimiz birimlerde görev alan bireylerin) motivasyonunu artırabilecek bir sistem geliştirilebilir.

 

 

6)     Tüm bu önerilerimizin yanında, nitelikli personelin Maliye denetim ordusunda tutulabilmesi için ücret politikasının geliştirilmesi gerekmektedir. Ücret sistemi incelemelerin verimliliği ile de ilişkilendirilebilir. Bunun yanında turne sistemi ile de ilişkilendirme söz konusu olabilir. Ancak, Gelirler Kontrolörlerinin bölgesel denetim elemanları haline getirilmesi ve Hesap Uzmanları’nın büyük mükelleflere tahsis edilmesi durumunda mevcut turne sistemine de ihtiyaç kalıp kalmadığı da tartışılabilecektir. Turneler nedeniyle ortaya çıkan maliyet, turne sisteminin kaldırılması veya azaltılması durumunda bu denetim elemanlarının ücretlerine artış olarak aktarılabilecektir. Tabii ki bunlar iyi etüd edilmeli ve ardından karar verilmelidir.

 

 

 

 

Son Söz

 

 

 

 

Gelişmekte olan ülkelerde yapılmak istenen reformlar, yapılanmalar ve ıslahatlar, çok farklı mülahazaları taşıyan insanların, çıkar gruplarının, formel ve informel örgütlerin güç mücadelelerini ortaya çıkarabilmektedir. Bu nedenle, ülkemizde de yapılmak istenen reform ve yapılanmaların yola çıkarken belirlenen hedef noktaları ile varış noktaları çok farklı olabilmektedir. Bu nedenle dileğimiz bu konuda siyasi otoritenin ve yasamayı etkileyen bürokratik kitlenin herşeyden önce ülke yararını düşünmesidir.

KONU İLE İLGİLİ KAYNAKLAR

 

 

 

 

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=88140&KTG_KOD=137

 

 

 

 

http://www.sabah.com.tr/2008/01/14/haber,B7CD81ED73A945A8B4A03E64D2299B33.html

 

 

 

 

“Key Challenges in VAT Administration and Other Selected Issues”  (www.imf.org)

 

 

 

 

IMF Niyet mektupları (www.imf.org)

 

 

 

 

5345 Sayılı Yasa (Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Kuruluş ve Örgütlenmesi ile ilgili...”

 

 

 

 

178 Sayılı KHK (Maliye Bakanlığı Kuruluş ve Örgütlenmesi ile ilgili)

 

 

 

 

Stratejikboyut Analiz

Mehmet Çakar/Vergi Uzmanı

 
Tarih: 21:16, 27/1/2008 Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

denetim birleşecek

1. Her şeyden önce denetimde mevcut olan dört başlı yapı yılların bir sorunudur ve özal dönemi de dahil koalisyon hükümetleri döneminde bu durum çözülememiştir. Söz konusu koalisyon dönemlerine dikkat edildiğinde Türkiye'nin en karanlık ve kötü dönemleri olduğu görülecektir. Böyle bir ortamda ise bürokrasi zayıf hükümetlerin kısır çekişmelerinden faydalanarak ve söz konusu hükümetlere sızarak (milletvekili ve bakan olarak), kurul menfaatlerini her zaman ülke menfaatleri üzerinde tutmuş ve şu ana dek kendi bürokratik iktidarını oluşturmuş ve bu iktidarı güçlendirmiştir. Olagarşik Bürokrasi denen bu durum ülkenin sosyo-ekonomik yapısını yıpratarak, bürokrasinin asıl amacı olan ülkeye hizmet anlayışını terk ederek, sürekli bir iktidar yapısı olan bir sınıf oluşturmuş. Hatta daha da ileriye giderek bu sınıf yapısını koruyacak önlemler (Kanun, yönetmelik ve tebliğler) almıştır. Yapılan bu düzenlemelerin çoğu kanunlara ve anayasaya aykırılık teşkil etmesine rağmen ülkede tek parti iktidarının oluşmaması nedeniyle söz konusu kanuna aykırı düzenlemeler kaldırılamamış böylece kurumların bünyesinde KAST SİSTEMİ oluşturulmuş ve söz konusu bu sistemle kurullar devlet kaynaklarını kendilerine aktarmış ve büyük menfaatler temin etmiştir. (bunlardan biri de YMM müessesidir.). Kurum içinde aynı işi yapanlar arasında ayırıma gidilmiş, ayırımcılık yapılmıştır ve dolayısıyla kurum içinde kavgalı birimler oluşturulmuş ve çalışanlar sürekli olarak birbirinden nefret eder hale gelmiştir. Bu durum ekonomik yapısı zaten zayıf olan devletin, ayakları üzerinde durabilmesini sağlayacak ve güçlendirecek önlemler alınmasına itmiştir ki bu da sorunların kaynağını bilen ve kaldırmak isteyen AK PARTİ döneminde yapılacaktır. Çünkü artık söz konusu oligarşik bürokrasi sistemi tıkamıştır ve de bu durum ülke menfaatlerini yok etme noktasına getirmiştir. (Kayıtdışı ekonomi ve vergi adaletsizliği gibi).

2. Sorun Ak parti hükümeti tarafından çok iyi bilinmekte ve IMF ile yapılan Stand-by anlaşmalarında da bu durumun çözüleceği taahhüt edilmişti. Ancak yapılan 5345 sayılı GİB yasası ile Hesap Uzmanları Kurulu ve Hesap Uzm. kökenli Maliye Bürokratları (Ki maliye teşkilatının tüm idari yapısı bunlarca adeta işgal edilmiş durumdadır) tarafından amacından saptırılmıştır ve şu an ki berbat duruma getirilmiştir. Çünkü 5345 sayılı Yasa ile kurulan Gelir İdaresi Başkanlığı, hiçbir şekilde sorunu çözemediği gibi kayıt dışılığı artıran en önemli unsur olmuştur, vergi adaleti sağlanamamıştır, vergi kayıp kaçağı daha da artmıştır, maliyeye güven kalmamıştır. Ne acıdır ki GİB'in yaptırdığı "mükellef eğilimleri anketin" de de bu durum çok bariz bir şekilde açığa çıkmıştır. Bu anketle GİB sınıfta kalmıştır. Çünkü GİB yasası ile hem çalışanların hem ekonomi çevrelerin beklentilerini karşılamamıştır. Söz konusu sorunun çözümünü maliye bürokrasisine devreden hükümet şunu görmüştür ki; GİB yapılanması başarısızdır, kurullar kendi menfaatlerini ülke menfaatlerinin önüne almıştır ve de bunun çözümü ANCAK maliye bürokrasisinin By-Pass edilmesi ile çözülür, Oligarşik Bürokrasinin kökü kazınmadıkça ülke menfaatleri zarar görecektir.

3. Söz konusu düzenlemede zaten maliye bürokrasisi değil tamamen Akademik kökene sahip Ekonomiden Sorumlu Bakan Nazım EKEN ve ekibi tarafından yapılmıştır. Her şey hazırlanmıştır. Yapılan bu düzenlemeden hiçbir maliye çalışanının doğrudan katkısı yoktur. (yani Maliye bürokratları dolayısıyla Maliye müft., Hesap Uzm. larının katkısı yoktur.Çünkü yine amacı saptırmak isteyecekleri için söz konusu düzenlemeye müdahil olmaları engellenmiştir.) Maliyede ki kurulların tamamı kaldırılacaktır. Çok başlı denetim kaldırılıp TEK ÇATI ALTINDA birleştirilecektir. Aynı Sosyal Güvenlik Kurumundaki gibi yeniden yapılandırılacaktır.(SSK, Bağkur ve Emekli sandığı, Bakanlık müft. birleştirilip adlarının Sosyal Güvenlik müft. yapıldığı gibi)

4. Çünkü vergi adaletsizliğinin ve kayıt dışı ekonominin temelinde VERGİ DENETİMİNİN YETERSİZLİĞİ vardır. Bu sadece Vergi Denetmenlerinin ve de Gelirler Kontr. yaptığı denetimle çözülemez-ki çoğu Hesap uzm. ve maliye müft. idari görev yapmaktadırlar ve vergi denetimine hemen hemen hiç katkısı bulunmamaktadır. Hesap uzm. denetimi sadece YMM'lik için yapmaktadırlar ve 10 yıl dolduktan sonra kurulu terk etmektedirler.

5. Bazı kalemşör köşe yazarlarının köşelerine taşıdıkları tepki yazılarının tek amacı da şudur : Bu durumdan rahatsız olan hesap uzm. Ve maliye müft. Son bir gayretle yapılacak olan düzenlemeyi baltalamaya çalışmaktadır. Eğer söz konusu düzenleme adı geçenlerce engellenemezse amacından saptırmak için sulandırılmak istenmektedir. Kısaca adı geçen denetim elemanları GERİLLA TAKTİĞİNİ kullanarak savaşacaktır. En azından yapılacak olan düzenlemeyi işlevsiz hale getirmeye çalışacaklardır.

6. Ancak alınan duyumlar ve yapılan açıklamalardan VERGİ DENETİM BİRİMLERİNİN BİRLEŞTİRİLMESİ (Vergi denetmeni, Gel. Kontr., hesap uzm. ve maliye müft. Tek unvan ve tek çatı altında birleştirilmesi ve etkinleştirilmesi) amacıyla yapılan düzenlemenin çoktan bittiği, üzerinde sadece son rötuşların yapıldığıdır.

7. Adı geçen dört denetim birimin birleştirilemeyeceği iddiası bir safsatadır, gündem saptırmadır. Söz konusu birimlerin birbirinden farklı olduğu iddiası komiktir. Söz konusu açıklamaları yapanların, maliye teşkilatındaki denetim birimleri ile ilgili bilgi cahili olduğu açıktır. Ne amaca hizmet ettiği de bellidir. Bu söylentiler sadece konuyu ve düzenlemeyi saptırmak amaçlı yapılan beyanatlardır. Ancak hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü VERGİ DENETİMİNİN TEK ÇATI ALTINDA BİRLEŞTİRİLMESİ’de sona gelinmiştir.
alıntıdır.

alıntı

 

Gelir İdaresinin ve Vergi Denetim Birimlerinin Yeniden Yapılandırılması Hakkında Mevcut Durum, Yaşanan Sorunlar ve Öneriler


18 Ocak 2008 09:07

font boyutu küçülsün büyüsün


Genelde kamu ekonomisinin, özelde Maliye Bakanlığı’nın önemli ve de hassas uğraşılarından birisi vergi sistemi ve bu sistemin işlerliğidir. Türkiye’nin ekonomi tarihine baktığımızda, yıllar yılı vergi sistemi üzerinde uğraşılmış, çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılmış ancak genelde çözüm olarak sunulan sistemler yeni karmaşalar ve etkinsizlikler doğurmuştur. Son günlerde Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nı ve vergi denetim birimlerini kapsayan yeniden yapılandırma önerileri basında yer almakta, radikal söylemler ortaya atılmaktadır. Yazımızda, konunun çok kısa bir geçmişi ve mevcut durumun analizinin ardından, bir yapılandırma söz konusu olacaksa bu yapılandırma ile ilgili görüşlerimiz yer almaktadır. Vergi Sisteminde Mevcut Durum Maliye Bakanlığı’nda Gelirler Genel Müdürlüğü olarak yapılanmış olan vergi toplama ve uygulama birimi, 5345 sayılı yasa ile Gelir İdaresi Başkanlığı olarak bağlı (ve teorik olarak daha özerk) bir kurum haline getirilmişti. Gelir İdaresi Başkanlığı, bünyesinde vergi denetimi ile ilgili olarak Vergi Denetmenleri ve Gelirler Kontrolörleri gibi iki grup insan kaynağını barındırmaktaydı. Yeniden yapılandırma ile bu durum korunmuş, Gelirler Kontrolörleri bir daire başkanlığı altında merkezi denetim birimi olarak (Ankara, İstanbul, İzmir) örgütlenmiş, vergi denetmenleri ise, 29 ilde kurulan Vergi Dairesi Başkanlıkları bünyesinde, bölgesel denetim elemanları olarak örgütlenmiştiler. Buraya kadar herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Ancak, vergi denetimi ile ilgili uzmanlık birimi olan Hesap Uzmanları Kurulu –ki vergi denetiminin hatırı sayılır bir kısmını da bu kurul gerçekleştirmektedir- Maliye Bakanı’na doğrudan bağlı olarak Gelir İdaresi bünyesinin dışında kalmıştır. Yine, Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun da vergi denetimi yetkisini haiz olması ve bu Kurul’un da Maliye Bakanlığı merkez örgütlenmesi içinde Maliye Bakanı’na bağlı olması, denetimde üç –hatta vergi denetmenlerini de saydığımızda dört- başlılık gibi bir görüntü oluşturmaktadır. Mevcut Durumun Doğurduğu Sorunlar Mevcut durumun doğurduğu sorunlarla ilgili olarak IMF’nin somut çalışmaları bulunmaktadır. Aslında IMF’nin vergi denetimi ve yapılanması hakkında, 1980’lerden bu yana önerileri olmuş, bu önerilerin –uyulması mecburi tavsiyelerin- sertlik dozu Kemal Derviş’in bakanlığı zamanında artmış ve günümüze geldiğimizde belirsiz bir hal almıştır. Son olarak IMF’den bir heyet, Eski Gelir İdaresi Başkanı Osman Arıoğlu tarafından davet edilmiş ve Haziran-2007 tarihinde yeni bir rapor ortaya çıkmıştır. Raporda vergi denetimi ve sistemi hakkında dikkat çekici tavsiyeler ve tespitler yapılmıştır. Bunların başlıcaları:
  • Vergi denetiminde çok başlılık vardır.
  • İnsan kaynakları büyük bir etkinsizlik içindedir.
  • İnceleme sonuçları ile ilgili istatistiki bilgi yetersizdir.
  • Vergi denetim elemanları başka görevlere dağıtılmış ve denetim işi yapmamaktadırlar.
  • Vergi denetim birimleri Gelir İdaresi Başkanlığı’nda toplanmalıdır.
  • Maliye Müfettişleri, kara para araştırmaları ve benzeri suçlarla ilgili bir birim olmalıdır.
  • Hesap Uzmanları Büyük Mükelleflerle İlgilenen İhtisas denetim birimi olmalıdır.
  • Gelirler Kontrolörleri vergi dairesi başkanlıklarına dağıtılmalıdır.
Yukarıdaki önerileri incelediğimizde, vergi denetimi yapan birimlerin bir elden kontrol edilmesi, (hiyerarşik açıdan tek merkeze bağlanması) önerisi ön plana çıkarken, bu birimlerin birleştirilmesi gibi bir öneri YER ALMAMAKTADIR. Bununla birlikte, basında bu birimlerin birleştirileceği gibi haberler yer almakta, bu da konudan az çok anlayan insanlar tarafından garip karşılanmaktadır. Yeni Yapılandırmaya İlişkin Öneriler: IMF’nin raporunda tespit ettiğini ileri sürdüğü sorunların varlığı veya yokluğu ya da bu sorunların derinliği ayrı tartışmaların konusudur. Ancak, katıldığımız bir görüş şudur ki, vergi denetim birimleri arasında bir koordinasyonsuzluk, etkinsizlik ve bazen kamu için zararlı da olabilen bir rekabet söz konusu olabilmektedir. Konuyla ilgili olarak da önerimiz, VERGİ DENETİM BİRİMLERİNİN BAĞIMSIZ YAPILARI MUHAFAZA EDİLEREK GÜNCELLEŞTİRMESİ VE GELİŞTİRMESİ, BUNUNLA BİRLİKTE BU BİRİMLERİN GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI ALTINDA TOPLANMASI, ANCAK GELİR İDARESİNİN SPK BENZERİ DAHA DA ÖZGÜR BİR KURUM HALİNE GETİRİLMESİDİR. Maliye Teftiş Kurulu’nun öncelikle bakanlık teftiş birimi olması nedeniyle, varlığı 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu ile sorgulanmaya başlamıştı. Mevcut yapıda bu birimin sahip olduğu vergi inceleme yetkisinin, bir çok başlılığı doğurduğu açıktır. Ancak bu sorun, bu birimin vergi denetim birimlerinden biriyle birleştirilmesi ve vergi incelemesi dışındaki diğer yetkilerinin alınması yahut vergi inceleme yetkilerinin alınması ve iç denetim birimi haline getirilmesi ile çözülebilir. Hesap Uzmanları Kurulu, Gelir İdaresi Başkanlığı’na şu anki yapısı ile devredilebilir. Hatta bu birimin başkanı, Gelir İdaresinde bir başkan yardımcısı kadrosunu da işgal edebilir. Ancak bu kurumun, Gelirler Kontrolörleri veya (basında çıktığı şekliyle) vergi denetmenleri ile birleştirilmesi ve tüm denetim elemanlarının aynı unvana sahip olması ne ülke gerçekleri ile uygundur ne de pragmatik ve akılcı bir yaklaşıma uygundur. Örneğin, Türkiye’nin en yüksek cirolu holdingini inceleyen bir denetim elemanı ile, orta düzey bir KOBİ’yi inceleyen eleman, yahut mahallemizdeki tekel bayisini inceleyen inceleme elemanının aynı eğitim ve donanıma sahip bir kişi olabileceğini iddia etmek ne kadar saçma ise, bu denetim birimlerini bir araya getirip tek bir denetim ordusu yapmak da bu derece saçmalıktır. Denetim birimlerinin kendi aralarında farklı büyüklükteki veya farklı sektörlerdeki firmalar bazında hiyerarşik ve/veya fonksiyonel bir yapılanmaya gitmeleri bütün batı ülkelerinde de gördüğümüz akılcı bir çözümdür. Ülkemizdeki sıkıntı bu farklı seviyelerdeki firmaları denetleyen birimlerin farklı ellerden koordine edilmeleridir. Bu nedenle, bu birimlerin kendilerine has yapılarını muhafaza ederek ve günümüz koşullarına göre geliştirerek Gelir İdaresi Başkanlığı’na toplamak en akıllıca çözümdür. Ancak bu yapılırken, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın özerkliği sağlanmalı, başkanın karar verirken bağımsızlığı sağlanmalı, siyasi iradenin baskısından uzak olması sorunu halledilmelidir. Bu durumda önerebileceğimiz çözüm de Gelir İdaresi Başkanlığı’nın SPK benzeri bir örgüt haline getirilmesi olacaktır. Bu çözüm, başkanlıkta nitelikli personelin istihdamını da kolaylaştıracaktır. Önerimizi temellendirdiğimiz görüşlerimiz şunlardır: 1)     Mevcut yapısı itibariyle Gelir İdaresi Başkanlığı bağımsızlığını henüz kazanamamış ve bu durum yapının etkinliğini zedelemektedir. 2)     Hesap Uzmanları Kurulu, büyük mükellefleri odaklayan bir ihtisas denetim birimi haline getirilmelidir. Bu kurumun personel yapısı güçlendirilmelidir. Zaten pratikte de bu Kurul en yüksek cirolu 5000 mükellefin inceleme ve denetimi ile uğraşmaktadır. Ancak incelenen mükelleflerin bütün işlemleri aynı zamanda Gelir İdaresi gözetimindedir ve aslında Hesap Uzmanları, “komşunun bahçesindeki ağaçların” budanması işiyle uğraşmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı’nda görevli bir çok Hesap Uzmanı olmasına rağmen, şu anda dahi Hesap Uzmanları incelemeler sırasında iki başlılık nedeniyle sorunlar yaşamakta, yazışmalar aylar sürmekte, incelemeler bitmemektedir. 3)     Gelirler Kontrolörlerinin şu anki yapısının korunup korunmayacağı tartışılabilir. IMF bu birimdeki personelin vergi dairesi başkanlıklarına dağıtılmasını önermiştir. Bu kurumda da yer alan iyi yetişmiş personelin Gelir İdaresi’nde değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak Merkezde Hesap Uzmanları’nın yer alması, IMF’nin önerisinin uygulanabilirliğini kuvvetlendirmektedir. 4)     Vergi denetmenleri taşrada denetim yapan, Maliye bürokrasisinin bir nevi astsubaylarıdır. Bu denetim elemanlarının yetiştirilmesi ve insan kaynakları konusunda ciddi sıkıntılar mevcuttur. Bu birimin de etkinleştirilmesi gerekmektedir. Ancak şu anki yapılarını geliştirirken, fonksiyonlarını da artırmak gerekmektedir. 5)     Sözü edilen üç denetim birimi arasında başarı ve liyakate dayalı bir geçiş sistemi tesis edilebilir. Yurtdışı örneklerine baktığımızda bu geçiş imkanının sağlandığı görülmektedir. Bu kurumdaki bireylerin (özellikle hiyerarşik olarak alt kademede diyebileceğimiz birimlerde görev alan bireylerin) motivasyonunu artırabilecek bir sistem geliştirilebilir. 6)     Tüm bu önerilerimizin yanında, nitelikli personelin Maliye denetim ordusunda tutulabilmesi için ücret politikasının geliştirilmesi gerekmektedir. Ücret sistemi incelemelerin verimliliği ile de ilişkilendirilebilir. Bunun yanında turne sistemi ile de ilişkilendirme söz konusu olabilir. Ancak, Gelirler Kontrolörlerinin bölgesel denetim elemanları haline getirilmesi ve Hesap Uzmanları’nın büyük mükelleflere tahsis edilmesi durumunda mevcut turne sistemine de ihtiyaç kalıp kalmadığı da tartışılabilecektir. Turneler nedeniyle ortaya çıkan maliyet, turne sisteminin kaldırılması veya azaltılması durumunda bu denetim elemanlarının ücretlerine artış olarak aktarılabilecektir. Tabii ki bunlar iyi etüd edilmeli ve ardından karar verilmelidir. Son Söz

Gelişmekte olan ülkelerde yapılmak istenen reformlar, yapılanmalar ve ıslahatlar, çok farklı mülahazaları taşıyan insanların, çıkar gruplarının, formel ve informel örgütlerin güç mücadelelerini ortaya çıkarabilmektedir. Bu nedenle, ülkemizde de yapılmak istenen reform ve yapılanmaların yola çıkarken belirlenen hedef noktaları ile varış noktaları çok farklı olabilmektedir. Bu nedenle dileğimiz bu konuda siyasi otoritenin ve yasamayı etkileyen bürokratik kitlenin herşeyden önce ülke yararını düşünmesidir.

KONU İLE İLGİLİ KAYNAKLAR http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=88140&KTG_KOD=137 http://www.sabah.com.tr/2008/01/14/haber,B7CD81ED73A945A8B4A03E64D2299B33.html “Key Challenges in VAT Administration and Other Selected Issues”  (www.imf.org) IMF Niyet mektupları (www.imf.org) 5345 Sayılı Yasa (Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Kuruluş ve Örgütlenmesi ile ilgili...” 178 Sayılı KHK (Maliye Bakanlığı Kuruluş ve Örgütlenmesi ile ilgili)

Stratejikboyut Analiz

Mehmet Çakar/Vergi Uzmanı

 



Tarih: 21:16, 27/1/2008
Yorum (0) | Bağlantı

denetim birleşecek

1. Her şeyden önce denetimde mevcut olan dört başlı yapı yılların bir sorunudur ve özal dönemi de dahil koalisyon hükümetleri döneminde bu durum çözülememiştir. Söz konusu koalisyon dönemlerine dikkat edildiğinde Türkiye'nin en karanlık ve kötü dönemleri olduğu görülecektir. Böyle bir ortamda ise bürokrasi zayıf hükümetlerin kısır çekişmelerinden faydalanarak ve söz konusu hükümetlere sızarak (milletvekili ve bakan olarak), kurul menfaatlerini her zaman ülke menfaatleri üzerinde tutmuş ve şu ana dek kendi bürokratik iktidarını oluşturmuş ve bu iktidarı güçlendirmiştir. Olagarşik Bürokrasi denen bu durum ülkenin sosyo-ekonomik yapısını yıpratarak, bürokrasinin asıl amacı olan ülkeye hizmet anlayışını terk ederek, sürekli bir iktidar yapısı olan bir sınıf oluşturmuş. Hatta daha da ileriye giderek bu sınıf yapısını koruyacak önlemler (Kanun, yönetmelik ve tebliğler) almıştır. Yapılan bu düzenlemelerin çoğu kanunlara ve anayasaya aykırılık teşkil etmesine rağmen ülkede tek parti iktidarının oluşmaması nedeniyle söz konusu kanuna aykırı düzenlemeler kaldırılamamış böylece kurumların bünyesinde KAST SİSTEMİ oluşturulmuş ve söz konusu bu sistemle kurullar devlet kaynaklarını kendilerine aktarmış ve büyük menfaatler temin etmiştir. (bunlardan biri de YMM müessesidir.). Kurum içinde aynı işi yapanlar arasında ayırıma gidilmiş, ayırımcılık yapılmıştır ve dolayısıyla kurum içinde kavgalı birimler oluşturulmuş ve çalışanlar sürekli olarak birbirinden nefret eder hale gelmiştir. Bu durum ekonomik yapısı zaten zayıf olan devletin, ayakları üzerinde durabilmesini sağlayacak ve güçlendirecek önlemler alınmasına itmiştir ki bu da sorunların kaynağını bilen ve kaldırmak isteyen AK PARTİ döneminde yapılacaktır. Çünkü artık söz konusu oligarşik bürokrasi sistemi tıkamıştır ve de bu durum ülke menfaatlerini yok etme noktasına getirmiştir. (Kayıtdışı ekonomi ve vergi adaletsizliği gibi).

2. Sorun Ak parti hükümeti tarafından çok iyi bilinmekte ve IMF ile yapılan Stand-by anlaşmalarında da bu durumun çözüleceği taahhüt edilmişti. Ancak yapılan 5345 sayılı GİB yasası ile Hesap Uzmanları Kurulu ve Hesap Uzm. kökenli Maliye Bürokratları (Ki maliye teşkilatının tüm idari yapısı bunlarca adeta işgal edilmiş durumdadır) tarafından amacından saptırılmıştır ve şu an ki berbat duruma getirilmiştir. Çünkü 5345 sayılı Yasa ile kurulan Gelir İdaresi Başkanlığı, hiçbir şekilde sorunu çözemediği gibi kayıt dışılığı artıran en önemli unsur olmuştur, vergi adaleti sağlanamamıştır, vergi kayıp kaçağı daha da artmıştır, maliyeye güven kalmamıştır. Ne acıdır ki GİB'in yaptırdığı "mükellef eğilimleri anketin" de de bu durum çok bariz bir şekilde açığa çıkmıştır. Bu anketle GİB sınıfta kalmıştır. Çünkü GİB yasası ile hem çalışanların hem ekonomi çevrelerin beklentilerini karşılamamıştır. Söz konusu sorunun çözümünü maliye bürokrasisine devreden hükümet şunu görmüştür ki; GİB yapılanması başarısızdır, kurullar kendi menfaatlerini ülke menfaatlerinin önüne almıştır ve de bunun çözümü ANCAK maliye bürokrasisinin By-Pass edilmesi ile çözülür, Oligarşik Bürokrasinin kökü kazınmadıkça ülke menfaatleri zarar görecektir.

3. Söz konusu düzenlemede zaten maliye bürokrasisi değil tamamen Akademik kökene sahip Ekonomiden Sorumlu Bakan Nazım EKEN ve ekibi tarafından yapılmıştır. Her şey hazırlanmıştır. Yapılan bu düzenlemeden hiçbir maliye çalışanının doğrudan katkısı yoktur. (yani Maliye bürokratları dolayısıyla Maliye müft., Hesap Uzm. larının katkısı yoktur.Çünkü yine amacı saptırmak isteyecekleri için söz konusu düzenlemeye müdahil olmaları engellenmiştir.) Maliyede ki kurulların tamamı kaldırılacaktır. Çok başlı denetim kaldırılıp TEK ÇATI ALTINDA birleştirilecektir. Aynı Sosyal Güvenlik Kurumundaki gibi yeniden yapılandırılacaktır.(SSK, Bağkur ve Emekli sandığı, Bakanlık müft. birleştirilip adlarının Sosyal Güvenlik müft. yapıldığı gibi)

4. Çünkü vergi adaletsizliğinin ve kayıt dışı ekonominin temelinde VERGİ DENETİMİNİN YETERSİZLİĞİ vardır. Bu sadece Vergi Denetmenlerinin ve de Gelirler Kontr. yaptığı denetimle çözülemez-ki çoğu Hesap uzm. ve maliye müft. idari görev yapmaktadırlar ve vergi denetimine hemen hemen hiç katkısı bulunmamaktadır. Hesap uzm. denetimi sadece YMM'lik için yapmaktadırlar ve 10 yıl dolduktan sonra kurulu terk etmektedirler.

5. Bazı kalemşör köşe yazarlarının köşelerine taşıdıkları tepki yazılarının tek amacı da şudur : Bu durumdan rahatsız olan hesap uzm. Ve maliye müft. Son bir gayretle yapılacak olan düzenlemeyi baltalamaya çalışmaktadır. Eğer söz konusu düzenleme adı geçenlerce engellenemezse amacından saptırmak için sulandırılmak istenmektedir. Kısaca adı geçen denetim elemanları GERİLLA TAKTİĞİNİ kullanarak savaşacaktır. En azından yapılacak olan düzenlemeyi işlevsiz hale getirmeye çalışacaklardır.

6. Ancak alınan duyumlar ve yapılan açıklamalardan VERGİ DENETİM BİRİMLERİNİN BİRLEŞTİRİLMESİ (Vergi denetmeni, Gel. Kontr., hesap uzm. ve maliye müft. Tek unvan ve tek çatı altında birleştirilmesi ve etkinleştirilmesi) amacıyla yapılan düzenlemenin çoktan bittiği, üzerinde sadece son rötuşların yapıldığıdır.

7. Adı geçen dört denetim birimin birleştirilemeyeceği iddiası bir safsatadır, gündem saptırmadır. Söz konusu birimlerin birbirinden farklı olduğu iddiası komiktir. Söz konusu açıklamaları yapanların, maliye teşkilatındaki denetim birimleri ile ilgili bilgi cahili olduğu açıktır. Ne amaca hizmet ettiği de bellidir. Bu söylentiler sadece konuyu ve düzenlemeyi saptırmak amaçlı yapılan beyanatlardır. Ancak hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü VERGİ DENETİMİNİN TEK ÇATI ALTINDA BİRLEŞTİRİLMESİ’de sona gelinmiştir.
alıntıdır.
http://forum.memurlar.net/topic.aspx?id=418281&page=6

Tarih: 18:37, 24/1/2008
Yorum (0) | Bağlantı

maliyede kurullar savaşı sonu

Başbakan 'Bu iş bitsin' dedi Maliye'de kurullar birleşiyor

Vergi Konseyi'nin 20 gün önce Başbakan'a yaptığı ziyarette açılan dosyada, uzman, denetmen, kontrolör ve müfettişlerin tek çatı altında toplanması hedefleniyor.
Çağımızın önemli kavramlarından biri de "proaktiflik." Değişimi öngörerek ilk adımı siz atacaksanız. Aksi takdirde biçilen elbiseyi giymek zorunda kalıyorsunuz. İşte buna benzer bir durum Maliye Bakanlığı'nda yaşanıyor. Çünkü Gelir İdaresi reformu ile başlayan süreç, Maliye'nin geleneksel kurullarının kaderini belirleyecek boyuta ulaşıyor. Bütün mesele, vergi denetiminin nasıl örgütleneceğinde düğümleniyor. Halen Maliye Müfettişleri ve Hesap Uzmanları doğrudan bakana bağlı. Gelirler Kontrolörleri İdare'de daire başkanlığı olarak faaliyette. Taşrada Vergi Denetmeleri var.
Esasen "Kurulların birleştirilmesi" Maliye'nin yabancı olmadığı bir söylem. Çeşitli iktidarlar, denetimin konsolide edilmesini hep gündemde tuttu. Ancak, proje hiçbir zaman bugünkü kadar gerçekleşme aşamasına varmadı. Oysa Başbakanlık eski Müsteşarı Ak Parti Milletvekili Ömer Dinçer'in başlattığı kamu yönetimi hamlesi ilk etapta "m

adanavd

adanavd
vd
 

adanavd

adanavd
adana
 

adana

adana
buro